Belki de bir türlü yaşamadığımız için bu kadar büyüdü aşk dedi, aslında kısa bir şeydi, zamana yayıldı.
Güzel olacağından emin olduğumuz günlerin gelip bizi bulacağına inandığımız hayatımızı yarıladık çoktan. Güzel olacağından emin olduğumuz günler gelip bizi bulmadı.
İnsan gençliğin aşka vermezse, gençlik neye yarar?
Ben bir adım attım, sen tutup beni kendine çektin,zamansız. Aşk sandım.
"Ağladığını hissettirmemek çok zordur," dedi, "gözlerinden yaş akar,burnunu çekmemek için ağzından soluk alırsın. Verdiğin sıcak soluk yüzünü sızlatırken,aldığın soluk soluk boğazından geçer,kalbine iner. Omuzlarının titrediği hissedilmesin diye kaskatı kesilirsin. Ağladığını duyurmamak çok yorar insanı."
Öyle parçalanmışız ki artık daha fazla parçalanmak ölmek demek.
Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. -Ben de yaşadım, sizin kadar!-
İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş.
Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti.
-İnsan ölmek istiyor, dedi neden sonra.
+Kasvetten mi?
-Kederden.
Kederin anlamı pek aydınlık değildir bende. Kederden korkuyor muyum,seviyor muyum bilmiyorum. Ölme isteği uyandırmıyor mesela, keder ağırbaşlı bir ruh hali. Ne bileyim, sanki hayatla konuşma fırsatı: Yaa hayat, işte sonunda beni bu hale getirdin. Eserinle övün şimdi.
Hayatımda hiçbir şey olmuyor. Durduğum yerde durursam olacağı da yok.
Ama derinimdeki doğruyu söylemek gerekirse, hayatım acı bile vermeyen upuzun bir sıkıntıdan ibaret.
Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar.
Aniden karar verip hemen caymak tam bana göre.
Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa karışıyor.
-Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz.
+Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?
-Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.
+İyi ya boş değildi kucağım.
-Ama yandınız, kül oldunuz.
+Ama vardım, kül bunun kanıtı.
Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl bir uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır.
Mersi, almayayım, şahane olmak istemiyorum. Eski bir şiir kadar hüzünlü olmak istiyorum sadece.
Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar.
Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa, ya aşık olmuştur, ya terk edilmiştir.
İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. Oysa ne fark var ki arada?
Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim.
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim.
Razı olan için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?
Suzan Defter'den Alıntılar - Ayfer Tunç
Yorum Gönder
0 Yorumlar
Rafhane üzerindeki bu yayına yorum yapmak ister misiniz? Yorumunuz bizi sevindirecektir :) ama:
· İçeriğinde küfür, argo, manevi değerleri küçümseyen kelime ya da kelime grupları olan yorumlar,
· Kaos ortamı oluşturacak yorumlar,
· Random ve konu ile alakasız yorumlar,
içerik her ne olursa olsun kaldırılacaktır.