Fyodor Dostoyevski - İnsancıklar'dan Alıntılar • Rafhane


Hep şunu düşündüm Varenka, biz insanlar, kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu kıskanmalıyız.

Annemin yatağının yanı başında neler konuşuyorduk?
Akla gelen, kalpten çıkan, dile gelen her şeyi ve neredeyse mutluyduk.


Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuz ile yoksulun birbirinden uzak durması lazım, birbirlerine bulaştırmamak için.


Kederlenmeyin hiç; göz yaşları acıya yardımcı olmaz; bilirim bunu canım, tecrübeyle bilirim.


Korku dili değil sevgi dilidir insanı özü ile buluşturacak olan.


Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.


İnsanın alıştığı yer iyidir; acıyla yaşasan da her şeye rağmen daha iyidir.

 


İnsan, tüm hayatını parmakla işaret eden ve bir adım mesafede kendisini bekleyen bir kitabın varlığını bazen bilmiyor.


Edebiyat değil, tam bir ziyafet!


Yaşamak ne kederli şey.


Şimdi bile anılarıma dalarak ağlamaya başladım. Geçmişi böyle bütün canlılığıyla anımsayınca, bugünlerim büsbütün sönük, karanlık görünüyor. Acaba sonu nereye varacak bunun?



Ama sonbaharda az rastlanan bugünkü hava, berrak güneşli, pırıl pırıl sabah, beni canlandırdı; içim sevinç doldu. Demek sonbahara kavuştuk!


Neden her şey böyle oluyor, iyi bir insan karanlıkta kalıyor, bir başkasınaysa mutluluk kendiliğinden geliyor?


Ev sahibesi bir şeker verdi; çocuk aldı ama yemedi. Keder değil mi, Varenka?


İyi işler ödülsüz kalmaz, iyilik yapanlar hep Tanrı'nın adaletinin tacını takar, er ya da geç.


Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek. Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor. Beni mahveden kötü insanlar yüzünden sonsuza dek ağlayacağım!


Çok iyi, çok ferahtım, fakat en tatlı anlarımda nedense böyle hüzün duyarım.


Pencerenin perdesini kaldırıp panjuru açmamızı istiyordu. Perdeyi çektim; fakat doğan gün de ölmekte olan gencin zavallı hayatı gibi ışıksız, hazindi. Güneş görünmüyordu. Göğü sisli bir bulut perdesi kaplamıştı; puslu yağmurlu somurtkan bir göktü İnce ince çiseleyen yağmur camlara hafiften vurarak soğuk, kirli şeritler halinde sızıyordu. Donuk, karanlık bir havaydı. Yeni doğan günün ışığı, ikonun önünde yanan kandil ışığından pek az kuvvetliydi. Hasta derin bir hüzün içinde bana baktı, başını salladı. Bir an sonra öldü.


Ben kendi ekmeğimi kazanıp yiyorum; doğru, kuru bir parça ekmek, hatta karamış ekmek; ama çalışarak kazanılmış, yasal ve hile hurda yapmadan elde edilmiş bir ekmek.


Ne olacağım ben; kader bana neler hazırlıyor? Yarını kestirememek, gelecek hakkında en ufak bir düşünceye sahip olmamak pek acı. Geriye bakmaya korkuyorum. Arkada kalanları hatırlamak bile kalbimi kederden parçalıyor.

Bu konulardan niye dem vurup duruyorum?
Neyi çözer bunlardan söz etmek?
Bu kitabı alanlardan biri de palto mu diktirir bana?
Yeni çizme mi alır?
Almaz Varenka, okur hikâyeyi sonuna kadar okuyup haz alma fikrindedir.
İnsan kimi zaman tüm insanlardan uzak olmayı diler, bir kabahati varmışçasına bir köşeye çekilir, gelişigüzel bir şeye karışmaktan ödü patlar. Çünkü söylentilere adı karışsın istemez. Fakat günün birinde bir de bakmışsınız ki özel hayatınız da, toplumsal hayatınız da edebiyatın malzemesi olmuş.


Ne zaman yaşınıza yaraşır davranacaksınız, ne zaman durup bir düşüneceksiniz?


Ne yazık ki benim de başkalarındaki gibi bir kalbim var.


Kimseye yük olmamak bir ahlak dersidir; ben kimseye yük olmuyorum! Ben kendi ekmeğimi kazanıp yiyorum; doğru, Koru bir parça ekmek, hatta kararmış ekmek; ama çalışarak kazanılmış yasal ve hile hurda yapmadan elde edilmiş bir ekmek.


Yoksul insanlar doğuştan kaprisli olur.


Kuyu kazma, içine sen düşersin.


Küpün içinde kalan umut insanların içindeki umudu temsil eder. Umut her zaman vardır var olmasına da bütün mesele o içerideki umudu dışarı çıkarıp yararlı bir işe dönüştürebilmektir. Yoksa umut sonsuza dek umut olarak kalır.


En sıkıntılı günlerde, en yanlış kararlarda bile bana umut var mı diye sorulduğunda hep bu yanıtı veririm. Bugün de aynısını söylerim: Umut her zaman vardır.


Onlara göre olmayan ne varsa, hepsini değiştirmek gerekiyormuş!


Neden her şey böyle oluyor, iyi bir insan karanlıkta kalıyor, bir başkasınaysa mutluluk kendiliğinden geliyor?


Siz üzülmeyin, gözyaşları kedere yardımcı olamaz.


Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek. Geriye bakmakta korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor.


Hatıralarımın açıklanamayan bir yanı var, beni dizginsizce çekiyor, öyle güçlü çekiyor ki birkaç saat çevremdeki her şeye karşı duygusuz kalıp her şeyi, gerçek her şeyi unutuyorum.


Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir.


İnsanlara olan saygımı kaybetmemek için insanlardan uzak duruyorum.


Eğer hepimiz Tanrı’nın kulları isek; neden genç bir kız basma entari bulamazken kokanalar ipeklere bürünsün? Neden biri üç gün aç yatarken öbürü tıka basa yesin? Ben öyle sanıyorum ki; bunlar Tanrı’nın bile gücüne gidiyordur.

Ben biraz hastayım, canım, duygularımın bütün canlılığı kayboldu.
Bazen insan kaçıp saklanır, kimseye yüzünü göstermek istemez. Utanılacak şeyler yaptığından değil, gittiği her yerde karşına çıkan dedikodu ve hakaretlerle yüzleşmeye korkusundan.


Eğer başkasının olan her şeyi insanın kalbine alması ve aynı güçte hissetmesi mümkün olsaydı, doğrusu insan bundan en mutsuz insan olurdu.


Ben öleceğim Varenka, hemen öleceğim; benim kalbim kaldırmaz böyle mutsuzluğu!


Ben biraz hastayım, canım, duygularımın bütün canlılığı kayboldu.


Bazen saklanır insan, saklanır, yakalanmamak için gizlenir, burnunun ucunu bile göstermeye korkar; yerini belli etmez, çünkü önyargı kol geziyordur, çünkü yeryüzünde başka şey kalmamış gibi, herkesin arasından seni bulup şamataya alırlar, bir bakarsın senin özel hayatın da, aile hayatın da edebiyata girmiş.


Ben geleceğime bakmaya korkuyorum. Hep bir şeyler seziyorum ve sanki bir dumanın içinde yaşıyor gibiyim.


Hoşça kalın canım. Size hediye olarak iki saksı sardunya çiçeği aldım, oldukça ucuzlardı.


Alıştım, çünkü her şeye alışıyorum.


Öyle zamanlar oluyor ki insan kendi gölgesinden korkuyor, dile düşmemek için dışarıya adım atmaya çekiniyor. Çünkü seni alaya almak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar.


Ama önemi yok, insan yaşadıkça alışıyor.


Nasıl olduğunu bilmiyorum hatırlayamıyorum ama uykunun uyanıklıkla mücadele ettiği acılı anlarda korkunç ve garip bir rüya karışık kafamı ziyaret ediyordu.

Çok iyiyim, içim de rahat ama nedense kendimi en iyi hissettim anlarda bile hüzünleniyorum.
Pişmanlığın ruhu rahatlattığı söylenir, oysa tam tersi doğrudur.


Sizi çağırıyorlar, sizde gidiyorsunuz! Ama şimdi sizi benden alacaklarına, göğsümden kalbimi söküp alsalardı daha iyi olurdu!


Benim böyle bir yeteneğim yok. On sayfa da karalasam, yine de hiçbir şey çıkmaz, hiçbir şeyi tasvir edemem.


Hep şunu düşündüm Varenka, biz insanlar, kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu da kıskanmalıyız.


Bugün de keder, sıkıntı, hüzün! Yani bu da böyle bir gün işte!


Ah, ne yapacağım, ne olacak benim kaderim? Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek. Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırıyla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor. Beni mahveden kötü insanlar yüzünden sonsuza dek ağlayacağım?


Ah, sefalet insanları ne kadar da küçülmeye sürüklüyor!

Fyodor Dostoyevski - İnsancıklar'dan Alıntılar 


Fyodor Dostoyevski - İnsancıklar'dan Alıntılar






İnsancıklar Kitap Alıntıları | Alıntılar | Kitap Alıntıları | Marlo Morgan | İnsancıklar'dan Alıntılar | Alıntı

Yorum Gönder

2 Yorumlar

Rafhane üzerindeki bu yayına yorum yapmak ister misiniz? Yorumunuz bizi sevindirecektir :) ama:

· İçeriğinde küfür, argo, manevi değerleri küçümseyen kelime ya da kelime grupları olan yorumlar,
· Kaos ortamı oluşturacak yorumlar,
· Random ve konu ile alakasız yorumlar,

içerik her ne olursa olsun kaldırılacaktır.