Son Ada Özeti ve Kitap Alıntıları - Zülfü Livaneli • Rafhane


Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.

Zülfü Livaneli yine akıcı ve sade bir dil kullanarak okuyucuya güzel bir eser sunmuştur. Kitap 2009 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır.
 
Kitap, bir adanın sakinlerini anlatıyor. Ama bu ada hayal edebileceğiniz tüm adalardan farklı. Kimsenin kimseyle kötü olmadığı, derdin sıkıntının olmadığı, sadece haftada bir uğrayan vapurun getirdiği gazete dışında kimsenin uğramadığı cennet gibi bir adadır. Bu ada, sahibi tarafından çok önceden kurulmuş 40 hanelik evlerden oluşmaktadır. Bu adada kimse kimseye ismiyle hitap etmez. Herkesin bir kapı numarası vardır ve insanlar bu numarayla seslenir birbirine. Kitabın anlatıcısı ve sevgilisi Lara 36 numaralı evde, yakın arkadaşı yazar ise 7 numaralı evde oturmaktadır. Adada sadece buranın yüzyıllardır asıl sahibi olan martılar ve bu 40 hanelik evde oturan kişiler vardır. İşte böyle sakin huzurlu bir yaşamları olan bu insanları yakın zamanda yeni olaylar beklemektedir. Adaya görevden alınmış eski bir başkan gelir. Başkan gelir gelmez herkesle iyi geçinmeye çalışır ve yenilikler getireceğini söyler. Tabi kimse bu yeniliklerin yaşamlarını alt üst edeceğini tahmin edemez. Başkan insanları yavaş yavaş manipüle ederek kendi isteklerini gerçekleştirmeye başlar. Öncelikle gölgelik yapan ağaç dalını yolun geçişini engellediğini ve kesilmesi gerektiğini söyleyerek dediğini yapar. Bununla da yetinmeyip bu sefer kafayı martılara takar. Martıları insan düşmanı ilan eder ve martılar yok olursa buralara şahane oteller, binalar yapılabileceği fikrini insanların kafasına sokar. Bu karara kitabın anlatıcısı, Lara ve yazar karşı çıksa da çoğunluğun sesi onları bastırır ve martı katliamı başlar. Önce kendi tüfekleriyle vurmaya başlarlar ama bu yetersiz kalınca martı yumurtalarını yesinler diye adaya tilkiler getirilir. Adanın asıl sahibi martılar gittikçe azalır. Başkanın fikirleriyle kafaları uyuşturulan ada sakinleri bu katliama karşı çıkmazlar. Hepsi de başkanın yanında dururlar. Tilkilerin gelmesiyle adada yılanlar artar. Başkanın yaptığı işler birbiri ardına sorun doğurur ama o hala doğanın dengesini bozmaya devam eder. Yılanların azalması için de adaya leylekleri getirirler. Bu iş için bir uzman bulurlar ama uzman ada insanlarını dolandırıp kaçar. Bu seferde ormanı yakmaya karar verirler. Amaç yangın sırasında kaçan tilkileri öldürmektir. Çıkarılan yangın evlere de sıçrar ve adanın birçok yeri yangından nasibini alır. O cennet diye tasvir ettiğimiz adanın tüm güzelliği yok olur. Başkan yaptığı bu felaketlerin üzerine adadan ayrılmaya karar verir. Ada sakinleri bunun üzerine bu kaosu yaratan başkanın yanına hesap sormaya gider. Başkan bu direnişin karşısında onları tutuklatır. Yapılana sinirlenen bakkalın oğlu ise başkanı da itekleyerek ikisi birden uçurumdan yuvarlanırlar. Doğaya yaptığı kötülükler yine döner kendini bulur ve bu şekilde ölür. Doğa öyle ya da böyle kötü sonla da bitse yine de kazanır ve ada yeniden martılara kalır.
 
Kitabın sonunda başkanın yaptıklarını ölümle çekmesi her ne kadar sevindirse de, bir yandan da sesini çıkarıp bu felaketi durdurmaya çalışan insanların da haksız yere ceza çekmesi insanı üzüyor. Gözüm satırlar arasında giderken okuduklarımı kafamda canlandırdıkça nasıl olur da bir insan bu kadar çok felakete sebep olur diye düşünmeden edemedim. İyiler hep kazanır lafı bu kitapta geçerli olmuyor maalesef. Gücü olanın gücünü kullandığı, haklı haksızın bellisiz olduğu, doğanın bir kez daha insanlar tarafından mahvedildiği, hayvanları katleden insanların aslında bir hayvandan daha aşağılık bir kişiliğe sahip oldukları, "adalet" kavramının geçerliliğini yitirdiği bu kitapta tek olayla insanlara birçok mesajı birden vererek anlatıyor. Kitabı okuyarak bir kez daha insanların var oldukları sürece doğanın ekolojik dengesini bozmak için yine bir şeyler yapacağı aklıma geliyor. Hüzün sonla biten, dili anlaşılır, bittikten sonra uzun süre tesirinde kalacağınız bu kitabı gözüm kapalı size tavsiye ederim.

Alıntılar 


Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor.


İnsanoğlu doğuştan mı kötüydü yoksa kötülük öğretiliyor muydu?


Keşke tekrar başa dönmek ve bunları hiç yaşamamak mümkün olabilseydi.


Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk.


Hayaller sadece avunmak, çaresizlik duygumu kısa bir süreliğine dindirmek içindi.


Ah unutulmuşluk, terk edilmişlik...Ah yalnızlık...


Ekolojik dengeyle oynamak her zaman felaket getirir.


Doğruları cesaretle savunmak, ileride daha az zarar görmek için başvurulması gereken en önemli yoldu.


Evet, yürekleri nasır bağlamış bu insanların.


Neden kaçıyorsun? Ahmaklardan kaçıyorum çünkü onlarla baş edemem.


Biz insanlar, sınırlarımızı bilmeden kendi aklımızı beğeniyoruz, öğrenmiyoruz, akıllanmıyoruz. Her şeyi anladığımız zaman da genellikle iş işten geçmiş oluyor.


İçimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Hem de bir daha onarılamayacak biçimde.

Son Ada - Zülfü Livaneli

Son Ada Özeti ve Kitap Alıntıları - Zülfü Livaneli





Son Ada Özeti ve Kitap Alıntıları | Alıntılar | Sözler | Kitap Sözleri | Kitap Alıntıları | ÖzetlerSon Ada | Zülfü Livaneli | Son Ada Alıntıları | Son Ada Kitap Alıntıları | Son Ada Sözleri | Kitap | Alıntı | Rafhane

Yorum Gönder

0 Yorumlar