İçim ona nehirlerin denize aktığı gibi akıyordu.
Kim, nasıl, hangi bahaneyle onu bana tanıştırdı, unuttum gitti. Çünkü unutulmayacak yalnız o kaldı.
–Yani nasıl bir dünya arzuluyorsunuz?
–Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya... İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya... Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı... Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya...
Öyle hayaller kurardı ki hakikat olmamaları için hiçbir sebeb yoktur.
Eksikliğimi beni kaybettiğinde anlayacaksın.
–Bütün mesut şehir uyudu, uyuyalım sevgilim, diyorum
Sabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafının azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum. Ama sevgilim, olacak, büyük hayaller kuruyorum.
İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım.
Duvarda durmuş bir saat... Tam saat üçte durmuş... Belki de bir genç kızın mahcupluğunu, sevmek hisssini kaybettiği saat bu saattir.
Sevilmeye alışık değilim...
Kitaplardan öğrendim. Muhakkak aşık olma arzusunu kitaplardan kaptım.
Birtakım şeyler var ki başkalarına anlatıldığı zaman onlar üstünde hiçbir tesir bırakmıyor. Halbuki aynı şeyler, bende neler yapmamıştı?..
Başka bir göze gözlerin daldığı zaman çıldırıyorum.
Ben böyleyim işte. Kederimi unutmak için sanki kedersizmişim gibi yaparım.
–Onu nasıl beklediğimi kimseler bilemez. Bir insan nasıl beklenir?
Onun kapıdan girmesiyle şimdiye kadar içimde hapsettiğim insafsızlık, huzursuzluk, melankoli uçup giderdi. İnsanlar birdenbire içimin mahallesinin caddelerini, meyhanelerini doldururlardı.
Sadece seviyordu. Yaşamak istiyordu. Sevilememiş insanın bütün hırsıyla sevilmek için, en sevilemeyeceği yerden, çabalayıp duruyordu.
Ben çirkin miyim, sevgilim? Ben de insanoğluyum. Bu, senin beni bir sevmene bakar. Bak o zaman burnum nasıl düzeliyor, gözlerim mahmurlaşıyor, küt parmaklarım incelip sanatkar parmağı oluyor, dişlerim incileşiyor.
Havada Bulut Kitap Alıntıları - Sait Faik Abasıyanık
Yorum Gönder
0 Yorumlar
Rafhane üzerindeki bu yayına yorum yapmak ister misiniz? Yorumunuz bizi sevindirecektir :) ama:
· İçeriğinde küfür, argo, manevi değerleri küçümseyen kelime ya da kelime grupları olan yorumlar,
· Kaos ortamı oluşturacak yorumlar,
· Random ve konu ile alakasız yorumlar,
içerik her ne olursa olsun kaldırılacaktır.