"Umutlandı. Yüzü açık kalmış bir kitap gibiydi, aşk hakkında hiç söylemediği sözler satır satır okunuyordu. Mucizeler her zaman beklenir hayattan. Aşkın kendi varlığından gelen, iyileştirici bir gücü vardır ve kıyaslanacak olursa, aşkla geçen zamanın özgül ağırlığı saatlerin gösterdiği zamankinden kat kat fazladır. Aşk zamanın yoğunluğunu artırmaya muktedir olan tek kimyadır."
(Kitabın arka kapağından)
Ayfer Tunç'tan daha önce Aziz Bey Hadisesi kitabının özetini, diğer birkaç kitabından alıntıları paylaşmıştım. Kendisi genelde Çağdaş Türk edebiyatı için kalemini oynatan bir yazardır. Okuduğum bu kitabı da yine beni şaşırtmadı ve kitabın kapağını kapattığımda hem güzel bir kitabı okumanın keyfi, hem de sonundan dolayı içimde bir burukluk vardı. İki duyguyu birden yaşattıran bu yazarı herkes en az bir kere şans vermeli kitaplarına.
Kitap konusuna dönecek olursak;
İlk bölüm "Yazı" başlığı ile erkek karakterimizi anlatıyor. İkinci bölüm "Tura" olarak kadın karakterimizi, son bölüm ise ikisinin beraber anlattığı, birbirlerine veda ettikleri son kısım.
Umut annesinden kendisine geçen "Sophie" adını verdiği bir gen hastalığını taşımaktadır. Abisi yerine kendisini bulur bu hastalık. Yazı tura diye bu kısmı kast ediyor aslında. Tedavi için Amerika'ya abisinin arkadaşı Stefan'ın yanına gider ve olayların asıl yaşandığı kısım gelir. Bir restaurant da Sanem ile tanışır. Aralarındaki bağ arttıkça arkadaşlık farklı bir boyuta dönüşür. Yinede Umut eve geri dönmeyi seçer. Hayattan ümidini kestiği, tedaviden beklentisi olmadığı için ayrılmanın daha iyi olacağını düşünür. Ne kadar sevse de Sanem'i hastalığından dolayı bırakmak zorunda kalır.
Umut bunları eve dönüşte abisi onu aldığı andan itibaren anlatmaya başlar. Onun ağzından yavaş yavaş hikayesini öğreniriz. Zaman zaman geçmişe döner. Ailesini, annesini, babasını, abisini, küçüklüğünü şimdiki yaşamı ile birleştirerek anlatır.
Benim en beğendiğim yer ise Sanem'in anlattığı bölüm olmuştur. Çünkü Sanem'in anlatış şekli yaşanılanları daha derinden, hissederek okumamızı sağlıyor.
Sanem sevginin pek görülmediği, kırık dökük bir ailenin içinde büyümüş mühendis bir kızdır. Daha çocukluğundan kaderinin peşinden sürüklenmeye başlar. Sessiz, içine kapanık, evin kendi köşesinde bi yerinde bir şekilde yaşamını devam ettirmeye çalışır. İlk çocukluk aşkını, evdeki geçirdiği zor zamanları, okul yıllarını, Amerika'da yaşadığı zamanları o kadar duygulu ve içten anlatıyor ki o hikayeye kendinizi kaptırıp, Sanem'in hissettiklerini hayal etmemek mümkün değil. Umut ve Sanem ikisi de yalnız başladıkları hayatta kısa bir sürede olsa birbirlerine tutunmaya başlarlar. Sonuçta Umut'un evine geri dönmesiyle yeniden kendi iç dünyalarına dönmek zorunda kalır ikiside. Sanem sürekli mektup yazar gönderir. Birbirlerine çok uzakta da olsalar bu beraberlik bir süre daha devam eder. Ama Umut artık bu hastalıktan yorulmaya başlar. Eninde sonunda gelecek sonu kendi eliyle bitirir. Sanem'e son bir kez sesini kaybetmeden önce görüntülü konuşmak istediğini yazar.
"Her şey çok çabuk kayboluyor" başlığı ile kitabın bitiş kısmını okuruz. Aslında vedalaşma desek daha doğru olur. Ölmek için çareyi intiharda bulur. Bunu yapmadan önce de son dakikalarını Sanem'le geçirmek ister. Zamanlarının kısıtlı olduklarını bildikleri için kısa kısa birbirlerinin yokluğunda neler olduğunu anlatırlar. Sonra Umut bileklerini kestiği için gözleri kararmaya başlar. Sanem'den son bir kelime söylemesini ister. Bana son bir kelime söyle der. Sanem "Ya' aburnee" der. Ekran kapanır. Sanem Umut'un kendisini duyup duymadığını bilmez ve bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim der.
Ya' aburnee arapça bir kelimedir. Anlamı "beni gömen sen ol" demektir. Beni sen göm. Ben senden önce ölmek istiyorum çünkü seni kaybetmeye dayanamam. Sevdiği kişiden önce ölmeyi diliyor aslında.
İki yaralı kişinin birbirlerini bulup da sonlarının böyle olması kaderlerinin yine değişmediğini, geçmiş yaşamlarındaki hüznün gelecekte de devam ettiğini gösteriyor bize. Sevdiğinin son kez sesini duymak ve bunu bilerek o son dakikaları elinden geldiğince iyi geçirmek için çabalamak, elinden bir şey gelmemesi ve buna benzer daha fazla durum hayatta da çoğu kişinin yaşadığı şeyler. İnsanların kendi yaralarını da yeniden hatırlatıyor böylelikle. Bir yandan okurken bir yandan da kendi hüzünlü anılarına dönüyor insan.
Çok etkilendiğim, hala unutmadığım kitap sonlarından birisiydi.
Başından sonuna yaşanılanları kendiniz de yaşamışsınız gibi hissettiren güzel bir roman. Ayfer Tunç yazdığı her cümleyle derinden kalbimize dokunuyor. Kendine özgü bir yazım tekniği ile kelimeleri ilmek ilmek o kadar güzel kurmuş ki akıp gidiyor sayfalar. Kitabın daha fazla tanınması, paylaşılması, ilgi görmesi gerektiği için sizde okuyun, önerin.
Rafhane sizin yorumlarınızla, görüşlerinizle, beğenilerinizle daha da büyüyecek :)
Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura Kitap Özeti - Ayfer Tunç • Rafhane
Yorum Gönder
0 Yorumlar
Rafhane üzerindeki bu yayına yorum yapmak ister misiniz? Yorumunuz bizi sevindirecektir :) ama:
· İçeriğinde küfür, argo, manevi değerleri küçümseyen kelime ya da kelime grupları olan yorumlar,
· Kaos ortamı oluşturacak yorumlar,
· Random ve konu ile alakasız yorumlar,
içerik her ne olursa olsun kaldırılacaktır.